Karanlıkta, uzakta bir ışık görülüyordu belli belirsiz. Miço oraya doğru yüzdü, saatlerdir sudaydı ve karayı göremiyordu. Gençti, iyi yüzerdi, ama yorulmaya başlamıştı artık; karayı bulamazsa ölecekti.
Kulaçlarını sıklaştırdı, kollarında kalan son güç kırıntılarını da harcadı. Sahildeki ışık giderek yaklaştı, büyüdü. Kıyıya çarpan dalgaların sesi duyulmaya başladı.
Karaya vardığında ölesiye bitkindi, kumlara uzandı, dinlendi. Ne kadar zaman geçti, bilmiyordu, kendine geldiğinde kayalara doğru baktı. Işık orada ulaşması güç kayanın üzerindeydi.
Kayalara tırmandı zorlukla, ışığa doğru.
Merak ediyordu hayatını kurtaran ateşi.
En yüksekteki kayada yanan ateşin yanına vardığında, bir kenarda, kırmızı bir kilimin üzerine uzanmış yaşlı adamı gördü.
İhtiyar bir deri, bir kemik kalmıştı. Mermer gibi beyaz cildi ışıkta parlıyordu. Uzun ak sakalları yana düşmüş, buğulu gözleri ufka bakıyordu.
“Geldin mi?” diye sordu.
Miço şaşırdı,
“Geleceğimi nereden bildin?”
“Bunu bilmek zor olmadı.” dedi ihtiyar,
“Işık geçenleri çeker, kendine çağırır”
ve bakışlarını ufuktan almaksızın sordu:
“Neden böyle ıslaksın? Denizden mi geldin? Üzerindekileri çıkart, kurut biraz, üşütürsün hasta olursun sonra!”
Miço çekingendi, önce üstündeki gömleği çıkardı.
İhtiyar bir yün fanila uzattı ona,
“Çekinme” dedi, “çıplaklık, utanmamız gereken en son şeydir”.
Miço fanilayı giydi, biraz ısınmıştı,
“ Hayatımı kurtardınız, şu ateş olmasaydı karanlık dalgalar beni yutmuştu çoktan” dedi.
“ Denize mi düştün?” diye sordu ihtiyar “Gemi batmış olamaz, gemiler durup dururken batmaz.”
Bir an suskun düşündü Miço,
“ Kaptandan kaçtım, denize atladım, öldürecekti yoksa beni.” diye yanıt verdi.
İhtiyar nedenini sormadı, bakışlarını tekrar ufka çevirdi.
“Tam vaktinde geldin, ateş sönecekti yoksa birazdan.” dedi. Eliyle göğsünü tutuyordu, göğsünün üzerinde sanki arabalar dolusu kaya vardı, soğuk soğuk terliyordu bir yandan.
“Orada odunlar var!” dedi, eliyle kayanın yan tarafını işaret etti, “birkaç odun getir, ateşe at!”
Miço yüksünmeden kalktı, odunları kucakladı, getirdi, birer birer ateşe sürdü. Ateş harlandı, yalımlar göğe fırladı, kıvılcımlar rüzgarda uçuştu, seyrine doyum olmazdı.
“Neden yaktın bu ateşi?” diye sordu Miço.
İhtiyarın ağrısı sol koluna yayılıyordu,
“Işığı gördün mü bir kez, ondan vazgeçemezsin, onsuz yapamazsın. Sonunda senin de bir ateşin olur.” dedi yavaşça.
“Çok güzel gerçekten” dedi Miço “Bu kadar büyük ve güzel bir ateş hiç görmemiştim.”
Uzakta, deniz tarafında bir boru sesi yankılandı. Ufukta belli belirsiz bir fener ışığı yanıp söndü,
Miço huzursuzlandı.
“Seninkiler değil” dedi İhtiyar, yattığı yerden, ve kilimin altından bir ayna çıkardı, ışığı denize yansıttı.
“Seninkiler gitti, onlar ışığı sevmezler hiç...”
Miço sevindi.
Gemidekiler aynadan yansıyan ışığı gördüler, yollarını belirlediler.
İhtiyar aynayı koyduğu yerden bir torba çıkardı,
“Bu ateş artık sana emanet” dedi.
“ Bir de bu torbayı al, sana gerekli olacak sözcükler var içinde. Sözcüklere egemen olanın bileğini kimse bükemez.”
Miço torbayı aldı. Torbanın için küçük kağıt parçacıklarına yazılmış onbinlerce sözcük vardı.
Ateş iyice harlanmıştı. Alevler sanki dans ediyor, sarıdan kırmızıya binbir renk oynaşıyordu. Miço gözlerini ayıramadı ışıktan.
“Bu ateş benim olsa göstermem kimseye” dedi yavaşça. “ Ne mecburiyetim var?”
“Nasıl göstermezsin ki? Işığı tutsak etmek istersen, kendin tutsak olursun” dedi İhtiyar.
Sesi fısıldar gibiydi gülümserken.
“Ne mecburiyetim var başkalarını aydınlatmaya?” diye yineledi Miço; sesi bu kez daha gür çıkmıştı.
Göğüs kafesi içerisinde yuvarlanan, ama işe yaramayan kalbini dinledi İhtiyar;
“Budalalık etme” diyebildi, son kez dudaklarını aralarken, “Işık sana ait olamaz, ancak sen ona ait olabilirsin”
Hareketsiz kalan gözbebeklerinden alevlerin parıltılı dansı yansıyordu. Gülümsemesi dudaklarına sonsuza dek yerleşmişti.
Miço ateşe dalmıştı. Gözlerini ayırmadan önündeki güzelliği izliyordu.
İhtiyardan ses çıkmayınca döndü baktı, sessizce kalktı, elleriyle gözkapaklarını indirdi, battaniyesini yüzünün üstüne çekti.
Yanaklarına iki damla yaş süzülürken
“yeni odun getirmeliyim” diye düşündü,
“yoksa ateş geçecek”.
...Mentor...




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder