25 Şubat 2007 Pazar

GNOSTİK HRİSTİYANLIKTA KADIN


İsa tutuklandığında erkek havariler kaçışırken kadınlar direnerek çarmıha kadar ona eşlik ettiler
İsa’nın dirilişine ilk tanıklık eden ve inanan Marya Magdalena oldu
İsa’nın ölümünden sonra ilk yüzyıldaki hristiyanların çoğu kadındı.
Marya Magdalena, Joanna, Susana İsa’ya ilk inananlardan olup ona büyük destek verdiler
Marya ve Martha İsa’yı evlerinde ağırlar ona büyük bir misafirperverlik gösterirdi.
Paulus mektuplarında Prisca, Junia, Julia, ve Nereus’un kızkardeşinin misyonerlik faaliyetlerinden övgüyle sözetmektedir.
Paulus Prisca ve kocasının onu korumak için hayatlarını tehlikeye attıklarını bildirmektedir.
Junia’yı çalışmalarından ötürü havari olarak ilan etmiştir.
Marya ve Persis gayretli çabalarından ötürü övülmektedir.
Euodia ve Syntyche’yi takipçileri olarak ilan etmiştir.
İlk hristiyanlar kiliseleri olmadığından evlerde toplanan küçük gruplardı.
Bu ev-kiliselerin liderleri kadınlardı.
Thyatira’lı Lydia, Laodicea’lı Nympha gibi kadınlar evlerinde toplanan bu grupların sekreterlik işleri gibi önemli roller üstlenmişlerdi.
Paulus, Phoebe adlı kadının vaazlar verdiğini kehanetlerde bulunduğunu anlatmaktadır
Kadınlar vaaz vermek, eğitim yapmak, topluluklara konuşmak gibi dini görevleri başarıyla yürütürlerdi.
Bir çok kaynakta Marya Magdalena İsa’dan sonra erken dönem hristiyanlığın önderi olarak gösterilmektedir.
Mısır yazmalarında Marya Magdalene örnek bir mürid havarilerin havarisi olarak tanımlanmaktadır.
Marya Magdalena bir çok eserde erkek havarilerle birlikte tek kadın havari olarak gösterilmiştir. İsa’nın onun için öğretisini en iyi anlayan mürit dediği söylenir.
Marya Magdalena İsa’nın Sophia sı olarak tanımlanmıştır. O dirilişten sonra İsa ile konuşan 12 erkek ve yedi kadından biridir.
“Gospel of Philip”de, Marya Magdalena İsa’nın izinden yürüyen üç Marya den biri olarak yazılmıştır.
Aynı esere göre Marya Magdalena İsa’nın en çok sevdiği ve sık sık öptüğü(!) havarisidir
Anadoluda misyoner kadınlar
Thecla , “Korintli kadın”, Philip’in kızları, Philadelphia’lı Ammia , Philumene, Perpetua, Maximilla, Priscilla (Prisca), ve Quintilla
Anadolu da Hristiyanlığı yayan kadın önderlerdendir.
(Montanist Oracle’lar). Bu dönemde pek çok kadın hristiyan gladyatörler ve aslanlarla arenalarda can vermiştir.
Sonraları kadınları öven ve onların önderlik rollerini anlatan kaynaklar batıl ilan edilerek karalanmış ve değiştirilmiştir.
Çoğu el yazması koleksiyonları tahrip edilmiş ya da tekstler değiştirilmiştir (Junia >Junias)
4. asırdan itibaren Marya Magdalene çok kocalı bir günahkar olarak gösterilmeye başlandı.
Bazıları O’nu tövbekar bir fahişe olarak tanıttılar

ERKEN DÖNEM HRİSTİYANLIKTA AKIMLAR
  • Gnostik hristiyanlık
  • Yahudilik devamı topluluklar (Ebiyonitler)
  • Paulin hristiyanlık
Gnostisizm
Terim, eski Yunanca’daki “sezgi veya tefekkür yoluyla edinilebilen bilgi” anlamındaki “gnosis” sözcüğünden türetilmiştir.
Gnosis üç bilgi türünden biridir. Diğerleri, öğrenimle öğrenilebilir bilgi “mathesis” ve ancak ıstırap çekerek öğrenilebilen bilgi “pathesis”tir.
Gnostisizmin ilkesi “bilgi”dir. Bu kutsal bilgi: Tanrı’nın gerçek doğası, Ölüm sonrası hayatın sırları, “Güc”ün gizemli sözcükleri gibi konuları kapsar
GNOSTİK HRİSTİYANLAR

Kadınlar vaiz, öğretmen, misyoner (prophet) gibi önemli dinsel roller üstlenirlerdi
Kadınlar vaftiz (baptist), kutsal yemek (eucharit) gibi törenleri düzenleyebilirlerdi.
Marya Magdalena İsa’nın en önemli takipçisi, “havarilerin havarisi” olarak büyük bir dinsel otorite kabul edilirdi
Philoumene Roma’da bir teoloji okulu açmıştı
Gnostik Öğreti

Bazı Gnostikler İsa’yı (the anointed one) maddi dünyanın tuzaklarından kurtaran veTanrı’nın yolunu gösteren saf bir ruh ve ışık olarak görürler.
Diğerleri O’nu Sophia’nın (Kadın bilge) dile getirdiği Logos’un (Gnostik bilgi) açığa çıkması (manifestasyon) olarak kabul ederler.
Bir kesim de İsa ve Marya Magdalena’nın Tantric anlamda birleştiklerini söylemektedir
Antik Gnostik Yazmalar

Nag Hammadi

1945 Yukarı Mısır - Thomas İncili (Yahuda İncili diye de bilinir)
Ölü Deniz yazmaları
1947 Kumran-Filistin - Essenelerin yaşamına dair bilgiler
Siyah Meryem
Siyah yüzlü ve siyah elli Meryem ikonlarından yüzlercesi dünyanın dört bir yanındaki kiliselerde yer almaktadır. Tarihte Haçlılar, Konquistadorlar (yeni dünyaya götürenler), Merovenjler ve Tapınak Şövalyeleri onu koruyucu ana olarak kabul etmiştir.
Jung bu ikonların İSİS’i sembolize ettiğini söyler Diğer düşünürler onu prehistorik Dünya Ana kültünün devamı olduğunu öne sürmektdir.Kibele, Diana, Isis & Venus; çapraz-kültürel olarak Kali, Inanna & Lilith’le bağlantılı olduğunu düşünenler vardır.
Modern psikologlarca Kara Dişi (Dark Feminine) arketipi olduğu ileri sürülür.

REİKİ

Dün gittiğim Reiki seminerinden hayretler içerisinde ayrıldım.
Gün sonuna doğru uygulamalara geçildiğinde, ummadığım şekilde farklı bir enerji türü ile tanıştığıma emin oldum.

Engin Gençtan hocanın "Hayat" adlı kitabını okuduğumda merakımı çelen "kuantum fiziği"ni irdelemeye karar verdiğimde, "Zohar"ın "Kuantum Benlik" adlı kitabını rica minnet temin edebilmiştim.
Okuduğum Alman müfredatlı İstanbul Lisesi 'nin unutulmaz fizik hocalarından aldığım "bilimsel" disiplinle, determinist kartezyen düşünce yapısının yıllardır nasıl takır takır kırılmakta olduğunu fark ettikten sonra,
Kuantum Mekaniği dünya görüşlerimi allak bullak etti.

Minyatür


Bir ara resim kursuna gitmiştim. Güzel yağlıboya tablolar yapmaya başlamıştım. 4 yıllık bir aradan sonra yeniden resim yapmaya başladım Ama bu kez minyatür resim öğreniyorum.

Yeni branş çok ilgimi çekti, aldığım dersler de faydalı oluyor. Her ne kadar küçük bir motif için günlerce uğraşıyorsam da, ortaya çıkan sonuç bu emeğe değiyor doğrusu.

Caferağa Medresesindeki kursu çok kaliteli buldum. Hocam ve arkadaşlarım çok iyiler. Kurs sırasında vaktin nasıl geçtiğini anlayamıyorum bile. Ne zaık ki yaz dönemi tatile giriyoruz.

KUANTUM BENLİK

"Kuantum benlik her an değişen ve evrim geçiren,bir an alt benliklere ayrılan, bir an onlarla yeniden birleşip daha büyük bir benlik oluşturan, kısacası daha akışkan bir benliktir. Bozulur, akar ama bir anlamda daima kendisidir. (Danah Zohar)

YÜKSEK BEN

Yüksek ben benliğin en önemli bölümlerinden biridir. Aslında önemli ölçüde bilinçdışında yer almakla birlikte bilinçle etkileştiği alanları da vardır. Önsezi, sağduyu gibi önemli araçlar yüksek benin hizmetindedir.

Bilinç alanında zihnin baskın rolü, bilinçdışını önemli ölçüde bastırdığından, yüksek benin etkinliği azalmıştır. Oysa yüksek ben kişinin evrenle olan iletişimini en sağlıklı yoldan yapabileceği benlik bölümüdür. Adeta evrensel bütünlüğün içimizdeki temsilcisidir.

Yüksek benin geliştirilmesi alt benliklerin olumsuz etkilerini düzenler ve yönetir.

Yüksek ben ile ilişki kurulması ve bunun etkinleştirilmesi için zihinsel etkinliğin azaltılması gerekir. Bu amaçla meditasyon, hipnoz, telkin gibi yöntemler kullanılabilir. Yüksek benin etkin kılınması farkındalığı arttırır, içgörüyü geliştirir ve ruhsal dengeyi sağlamlaştırarak iç huzuru temin eder.

IŞIĞIN GÜCÜ

Karanlıkta, uzakta bir ışık görülüyordu belli belirsiz. Miço oraya doğru yüzdü, saatlerdir sudaydı ve karayı göremiyordu. Gençti, iyi yüzerdi, ama yorulmaya başlamıştı artık; karayı bulamazsa ölecekti.
Kulaçlarını sıklaştırdı, kollarında kalan son güç kırıntılarını da harcadı. Sahildeki ışık giderek yaklaştı, büyüdü. Kıyıya çarpan dalgaların sesi duyulmaya başladı.
Karaya vardığında ölesiye bitkindi, kumlara uzandı, dinlendi. Ne kadar zaman geçti, bilmiyordu, kendine geldiğinde kayalara doğru baktı. Işık orada ulaşması güç kayanın üzerindeydi.
Kayalara tırmandı zorlukla, ışığa doğru.
Merak ediyordu hayatını kurtaran ateşi.
En yüksekteki kayada yanan ateşin yanına vardığında, bir kenarda, kırmızı bir kilimin üzerine uzanmış yaşlı adamı gördü.
İhtiyar bir deri, bir kemik kalmıştı. Mermer gibi beyaz cildi ışıkta parlıyordu. Uzun ak sakalları yana düşmüş, buğulu gözleri ufka bakıyordu.
“Geldin mi?” diye sordu.
Miço şaşırdı,
“Geleceğimi nereden bildin?”
“Bunu bilmek zor olmadı.” dedi ihtiyar,
“Işık geçenleri çeker, kendine çağırır”
ve bakışlarını ufuktan almaksızın sordu:
“Neden böyle ıslaksın? Denizden mi geldin? Üzerindekileri çıkart, kurut biraz, üşütürsün hasta olursun sonra!”
Miço çekingendi, önce üstündeki gömleği çıkardı.
İhtiyar bir yün fanila uzattı ona,
“Çekinme” dedi, “çıplaklık, utanmamız gereken en son şeydir”.
Miço fanilayı giydi, biraz ısınmıştı,
“ Hayatımı kurtardınız, şu ateş olmasaydı karanlık dalgalar beni yutmuştu çoktan” dedi.
“ Denize mi düştün?” diye sordu ihtiyar “Gemi batmış olamaz, gemiler durup dururken batmaz.”
Bir an suskun düşündü Miço,
“ Kaptandan kaçtım, denize atladım, öldürecekti yoksa beni.” diye yanıt verdi.
İhtiyar nedenini sormadı, bakışlarını tekrar ufka çevirdi.
“Tam vaktinde geldin, ateş sönecekti yoksa birazdan.” dedi. Eliyle göğsünü tutuyordu, göğsünün üzerinde sanki arabalar dolusu kaya vardı, soğuk soğuk terliyordu bir yandan.
“Orada odunlar var!” dedi, eliyle kayanın yan tarafını işaret etti, “birkaç odun getir, ateşe at!”
Miço yüksünmeden kalktı, odunları kucakladı, getirdi, birer birer ateşe sürdü. Ateş harlandı, yalımlar göğe fırladı, kıvılcımlar rüzgarda uçuştu, seyrine doyum olmazdı.
“Neden yaktın bu ateşi?” diye sordu Miço.
İhtiyarın ağrısı sol koluna yayılıyordu,
“Işığı gördün mü bir kez, ondan vazgeçemezsin, onsuz yapamazsın. Sonunda senin de bir ateşin olur.” dedi yavaşça.
“Çok güzel gerçekten” dedi Miço “Bu kadar büyük ve güzel bir ateş hiç görmemiştim.”
Uzakta, deniz tarafında bir boru sesi yankılandı. Ufukta belli belirsiz bir fener ışığı yanıp söndü,
Miço huzursuzlandı.
“Seninkiler değil” dedi İhtiyar, yattığı yerden, ve kilimin altından bir ayna çıkardı, ışığı denize yansıttı.
“Seninkiler gitti, onlar ışığı sevmezler hiç...”
Miço sevindi.
Gemidekiler aynadan yansıyan ışığı gördüler, yollarını belirlediler.
İhtiyar aynayı koyduğu yerden bir torba çıkardı,
“Bu ateş artık sana emanet” dedi.
“ Bir de bu torbayı al, sana gerekli olacak sözcükler var içinde. Sözcüklere egemen olanın bileğini kimse bükemez.”
Miço torbayı aldı. Torbanın için küçük kağıt parçacıklarına yazılmış onbinlerce sözcük vardı.
Ateş iyice harlanmıştı. Alevler sanki dans ediyor, sarıdan kırmızıya binbir renk oynaşıyordu. Miço gözlerini ayıramadı ışıktan.
“Bu ateş benim olsa göstermem kimseye” dedi yavaşça. “ Ne mecburiyetim var?”
“Nasıl göstermezsin ki? Işığı tutsak etmek istersen, kendin tutsak olursun” dedi İhtiyar.
Sesi fısıldar gibiydi gülümserken.
“Ne mecburiyetim var başkalarını aydınlatmaya?” diye yineledi Miço; sesi bu kez daha gür çıkmıştı.
Göğüs kafesi içerisinde yuvarlanan, ama işe yaramayan kalbini dinledi İhtiyar;
“Budalalık etme” diyebildi, son kez dudaklarını aralarken, “Işık sana ait olamaz, ancak sen ona ait olabilirsin”
Hareketsiz kalan gözbebeklerinden alevlerin parıltılı dansı yansıyordu. Gülümsemesi dudaklarına sonsuza dek yerleşmişti.
Miço ateşe dalmıştı. Gözlerini ayırmadan önündeki güzelliği izliyordu.
İhtiyardan ses çıkmayınca döndü baktı, sessizce kalktı, elleriyle gözkapaklarını indirdi, battaniyesini yüzünün üstüne çekti.
Yanaklarına iki damla yaş süzülürken
“yeni odun getirmeliyim” diye düşündü,
“yoksa ateş geçecek”.

...Mentor...

ARİSTO VE ERDEM

Erdem yunanca "arete" aslında "huy" anlamına gelir ama iyi huylar kastedilir.
Sözlük anlamının ötesinde kişisel gelişimle ulaşılan, kişiyi
olgunlaştıran olumlu karakter özellikleri, nitelik (quality), olumlu
meziyetler...
Osmanlıca'da fazilet diye geçer.
Aristo için en önemli erdem bilgeliktir.
Her türlü erdemin aşırılıklardan uzak durulan optimal ortayı bularak
gerçekleşebilceğine inanır, mesela cesaret gözüdönmüşlükle korkaklık
arasında bir yerlerdedir.
Önemle ele aldığı başlıca erdemler
Bilgelik, doğru muhakeme, aklı başındalık,yiğitlik, cömertlik, ölçülülük ...

"Mutluluk"la eudomonia kavramını kasteder ki, bu daha ziyade kalıcı
bir iç huzur, ruhsal denge halidir.

Aristo ve ondan kökünü alan Erdemci etik öğretilerinde toplumdan
topluma değişen gelir geçer değerlerden ziyade genel geçer, evrensel
boyutta en yüksek erdemler ele alınır.
Bunlar sırf topluma uyum sağlamakla sınırlı değildir, hatta erdemli
olmak uğruna toplumla çelişkiye bile düşülebilir (Örn: Sokratesin
intiharı).

Şahsen ben şu "kâmil insan" modelini beğeniyorum, konuyu özetliyor sanki...

HAYAT NASIL BİR ŞEYDİR?

Bazı cevaplar var. Bir kere "hayat" deyince, tüm canlıları kapsayan bir kavram olarak düşünmeli.
"Kendini geliştiren ve yeniden oluşturabilen DNA moleküllerinin varoluş formu " şeklinde kestirme bir yanıt çok da yanlış sayılmaz.
Daha zor olan soru dizisi
  1. Benim için hayat nedir?
  2. Benim için kendi yaşamımın bir anlamı var mı/olmalı mı?
  3. Yaşamı anlamlandırmak şart midur?
vb..... ..........(böyle gider).
Ben kendi adıma böyle sorulara yanıt aramaktan mutsuzluk duymuyorum, hatta hoşuma gidiyor denebilir.
Bu belki de yaşla ilgili; pek çok insan gibi ben de orta yaş krizini aşmaya çalışırken,
"şöyle bir geriye çekilip" ,"dur bakalım nereye gidiyoruz?" diye sorma ihtiyacı hissettim.
Ne de olsa varsayılan ömür süresi beklentisi giderek azalmakta...
Bu yaşlarda esasen " amaçsızlık" daha bunaltıcı oluyor.
Varoluşçu psikoterapi ekolü böyle sorunlarla uğraşmak için geliştirilmiş.
"Varoluşun -katlanılamaz- hafifliği" ile başbaşa kalmak psikiyatrlara epey hasta çıkarıyor olmalı. Hayatın bir anlamı var mı bilmiyorum ama benim hayatta amaçlarım var.