- KİŞİYE ÖZGÜRLÜK: Manevi Yaşam kişiye özgüdür. Kişi kendine özgü bilinçaltı ve bilinç üstü çabalarıyla farkında olarak ya da olmayarak, zamanla kendi manevi yaşamının düzenler. Din kişiye özgü olmaktan çıkıp, bir grubu, bir cemaati merkez aldığından, kişinin manevi yaşamının temeli olamaz. Bir sosyal nizamın temeli olur, manevi yaşamın değil.
- YAŞANTISAL OLMA: Manevi Yaşam yaşantısaldır. Bilgi entelektüel düzeyde kalırsa, manevi Yaşama temel oluşturamaz. Manevi yaşamın ne olduğunu anlamak için soyut felsefi tartışmalara girmek, Başkalarının tefsir ve beyanlarını okumak gerekmez. Onu yaşamak iç dünyada hissetmek gerekir.
Yaşamadıkça bu Öz’ü bilmek olanaksızdır. Din, belirli kurallar, ilkeler ve bu ilkelerin yaşama nasıl uygulandığı üzerine kuruluysa, Manevi Yaşamın temeli olamaz. Din bu yapılaşmış haliyle yaşantısal değil kuralcıdır. Kişinin kendisine özgü iç dünyasına değer vermez ve böyle bir dünyayı tanımaz.
Kişinin iç dünyasına değer verdiği anda zaman içinde gelişmiş ve birçok din aliminin inceleme ve eleştirisinden geçmiş din kuralları ve ilkelerinin gerçekliği (!) tartışılmaya başlanır. Bu tartışmaya ve araştırmaya kurumsallaşmış ve kuralcı dinin HOŞGÖRÜSÜ yoktur. - Y A R G I L A Y I C I K: Manevi Yaşam yargılamaz. Olanı olduğu gibi kabul ederek o noktada ilişki kurar. Herhangi bir düşünce, tutum, duygu diğer insanlarla ya da olaylarla ilgili bir yargılama ve dışlama getiriyorsa, o düşünce, tutum ya da duygu manevi yaşamın, gerçek ÖZ ün bir parçası değildir.
Manevi Yaşam cennet ve cehennem gibi yargılayıcı kavramlardan ziyade, aşk ve sevgi gibi birleştirici destekleyici, sağlık getirici süreçleri ön plana alır. Din, kurumsallaşmış yapısına ve kuralcılığına sıkı sıkıya bağlıysa, ister istemez yargılayıcı olacak kendisinin istediği gibi davranamayanları cezalandıracak, istediği yönde davrananları ise ödüllendirecek bir yargı düzenini beraberinde getirecektir.
22 Mart 2007 Perşembe
MANEVİ YAŞAM İLE DİN ARASINDAKİ FARK
Şekerli gıdalar nasıl kansere neden olur?
Aslında Nobel Tıp Odülünü alan Alman Otto Warburg yıllar önce (1931) kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı bir metabolizması nın olduğunu (oksjenli metabolizma yerine oksijensiz metabolizma) ve şekerin kanserli hücreleri beslediğini göstermiştir (1).
Aşırı şekerli gıdalar yemek insülin direncine yani hiperinsülinizme yol açar. Hiperinsülinizm, insüline benzer büyüme faktörü (IGF) bağlayıcı protein-1 ve -2 (IGFBP-1 ve IGFBP-2) sentezini azaltarak serbest IGF-1 düzeyini artırır. Serbest IGF-1 hemen hemen bütün dokular için potent bir mitojeniktir. Yani hücre üremesini kontrolsüz bir şekilde artırarak kansere neden olur (2-4).
Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı?
İngiltere'de 1815 de 5 kgcıvarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970de 50 kg'ın üzerine çıkmıştır (5). 1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşları önceki yıllara oranla yılda 100 litredaha fazla şekerli meşrubat tüketmişlerdir.
Türkiye'deki durum da artık çok farklı değildir. Çocuğu ile büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktadır. Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir.
Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;- Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
- Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren 'light' hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
- Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın.
- Bol taze sebze ve meyve yiyin
- Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.
- Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.
- Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
- Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin. Mümkünse manda sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
- Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
- Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin
- Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!)
- Streslerden uzak durun
- İyi uyuyun.
- Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durum.
- D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
- Yeteri derecede egzersiz yapın
- Aşırı alkol kullanmayın
- İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
- Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.
- Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler.
- Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.
- Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.
Prof. Dr. Ahmet AYDIN
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD
İnsan beyninin bir sırrı daha çözülüyor
İki insan arasındaki duygu koordinasyonu, anneler, tartışan evliler hatta mitingdeki insanlarda araştırıldı. Ve bu durumu açıklamak için ilginç bir kavram ortaya atıldı: Karşılıklı düzenleyici psikobiyolojik birim.
Beyinde bulunan 'ayna nöron' adlı hücreler, karşımızdaki insanın beyniyle kablosuz internet gibi iletişime geçip duyguların kopyalanmasını sağlıyor
DANIEL GOLEMAN
Çok sevdiğim bir arkadaşım on yıldan beri kanserle boğuşuyor. Kemoterapi, radyasyon ve bütün diğer netameli onkolojik tedavilerin eziyetlerine katlanarak yaşadı ve aksi yöndeki tüm tıbbi tahminleri boşa çıkardı. Arkadaşım öğrencilerinin muhabbetle hatırladığı bir profesör.
Verdiği dersler sadece ilham verici olmakla kalmaz, öğrencilerine çalışmaları, hayat süreçleri, korkuları ve umutları konusunda içten bir ilgi gösterirdi. Eski öğrencilerinin birçoğu kendilerini onun ömür boyu dostu sayardı. Dostumun ve eşinin evi misafirle dolup taşardı.
Bunu kanıtlayabilmek mümkün değil, fakat bence uzun yaşamasını sağlayan birçok etkenden biri, onu seven insanların kapısından hiç eksik olmamasıydı.
İlişkiler ve sağlık arasındaki bağlantıya dair araştırmalar, çevrelerinde zengin bir insan ağı bulunan kişilerin (evli, sıkı aile ve dostluk bağları olan, sosyal ve dinsel topluluklarda aktif olan) hastalıklardan daha çabuk kurtulduğunu ve daha uzun yaşadığını gösteriyor. Şimdi yeni yeni oluşan toplumsal nörobilim alanı, yani insanların beyinlerinin karşılıklı etkileşimle nasıl şekillendiğine dair araştırmalar, söz konusu verinin kayıp halkasını da yerine koydu.
En önemli bulgu, 'ayna nöronlar'ın keşfiydi; sinirsel kablosuz internet gibi çalışan büyük ölçüde dağınık durumda bir beyin hücresi sınıfı bu. Ayna nöronlar duygusal akışı, hareketi hatta birlikte olduğumuz insanın niyetlerini takip ediyor ve beynimizde, karşımızdakinin beyninde de aktif olan aynı bölgeleri uyarıp bu sezgisel durumu kopyalıyor.
İki insanın birbirine uyarlanması
Ayna nöronlar duygusal yayılımı, bir insanın diğerinin duygularını, özellikle de güçlü şekilde ifade edilmişse, yakalama eğilimini ifade eden sinirsel bir mekanizma sunuyor. İki beyin arasındaki bu bağlantı, uyum hislerinin de sebebini izah edebiliyor ki araştırma bulguları, insanların karşı karşıya geldiklerinde tavırlarının, ses tonlarının ve hareketlerinin son derece hızlı şekilde senkronize olmasının kısmen buna bağlı olduğunu gösteriyor. Kısacası bu beyin hücreleri, psikolojideki değişimlerin insanlar arasında uyumlu hale gelmesine imkân veriyor gibi görünüyor.
İki insan arasındaki bu tür duygu koordinasyonu, kardiyovasküler tepkiler veya beyin durumları, bebekli kadınlar, tartışan evliler ve hatta mitinglerdeki insanlar temelinde araştırıldı. On yılları bulan araştırmalardan derlenen verileri gözden geçiren Lisa M. Diamond ve Lisa G. Aspinwall (ikisi de Utah Üniversitesi'nde psikolog), iki farklı psikolojinin bağlı bir akımda birleşmesini açıklamak için 'karşılıklı düzenleyici bir psikobiyolojik birim' gibi ilginç bir kavram öneriyorlar. Dr. Diamond ve Dr. Aspinwall bunun gerçekleştiği düzeyde, duygusal yakınlığın bir insanın biyolojisinin diğerininkini etkilemesine yol açtığını savunuyor.
Chicago Üniversitesi'ne bağlı Kavrayışsal ve Toplumsal Nörobilim Merkezi başkanı John T. Cacioppo paralel bir öneride bulunuyor: başlıca ilişkilerimizin duygusal statüsü, kardiyovasküler ve nöroendokrin faaliyetimizin bütün rotası üzerinde önemli bir etki yapıyor. Bu da biyoloji ve nörobilimin ölçeğini köklü şekilde genişletiyor ve tek bir gövde veya beyin üzerinde odaklanmaktansa, iki insanın arasındaki etkileşime aynı anda odaklanmayı beraberinde getiriyor. Yani benim düşmanlığım sizin tansiyonunuzu artırıyor, sizin artan sevginiz benimkini azaltıyor. Potansiyel olarak biz birbirimizin biyolojik hasmı veya müttefikiyiz.
Beyindeki bu karşılıklı bağlantıların sağlığa faydalarını sessiz sedasız ortaya koymak bile hiç kuşku yok ki, tıp çevrelerinin tüylerini diken diken etmeye yetecektir. Kimse psikolojilerin birbirine karışmasının önemli bir tıbbi etki yarattığını gösteren somut bir veri sunamıyor.
Ne var ki söz konusu bağlantının, biyolojik olarak temellenmiş duygusal bir teselli verebileceğine de kuşku yok. Fiziksel acı bir yana, iyileştirici bir varlık, duygusal acıyı dindirebilir. Önümüzdeki örneklerden biri, elektroşok bekleyen kadınları görüntüleyen çalışmanın ortaya koyduğu fonksiyonel bir manyetik titreşim. Kadınlar bekleyişi tek başlarına yaşadıklarında, stres hormonlarını ve endişeyi tetikleyen sinirsel bölgelerin faaliyeti hızlanıyordu. James A. Coan'ın geçen yıl 'Psychophysiology' dergisinde yayımlanan bir makalesinde de belirttiği gibi, bir yabancı gelip bekleyen kadının elini tuttuğunda, kadın bir parça rahatlıyordu. Kocası elini tuttuğunda ise sadece yatışmakla kalmıyor, beyin akımı da sakinleşiyor, bu da duygusal iyileşmenin biyolojisini yansıtıyordu.
Reddedilmek ve kalp kırıklığı
Fakat acı veren kronik hastalıklar yaşayan birçok insanın bildiği gibi, sevdikleri yok olduğunda insanlar yalnız bir izolasyonun zorluklarını göğüslemek zorunda kalıyorlar. Toplum tarafından reddedilmek, başka şeylerin yanı sıra, tam da beynin psikolojik acı üreten bölgelerini faaliyete geçiriyor. UCLA'dan Matthew D. Lieberman ve Naomi Eisenberg (Social Neuroscience: People Thinking About People, kitabının bir bölümünde de yazdıkları gibi - M.I.T. Press, 2005) beynin acı merkezlerinin, sosyal reddedilişten dolayı aşırı hassasiyet kazanabildiğini, zira insanlığın tarih öncesinde dışlanmanın bir tür ölüm cezası olduğunu kaydettiler. Lieberman ve Eisenberg, birçok dilde, reddedilmekten kaynaklı 'kalp kırıklığı'nı tarif eden kelimelerin fiziksel acının lügatından ödünç alındığına da dikkat çekti.
Bu yüzden bir hastaya bakan bir insan ortadan kaybolduğunda, bu bir çifte darbe olabiliyor: Reddedilmenin acısı ve sevgi bağının faydalarından yoksun kalmak.
Kişisel ilişkilerin sağlık üzerindeki etkilerine dair araştırmalar yapan Carnegie-Mellon Üniversitesi'nden psikolog Sheldon Cohen, hastanede yatan bir hastanın ailesi ve dostlarının, ne söyleyeceklerini bilmeseler bile, sadece ziyaret ederek yardımcı olabileceklerini vurguluyor.
Doktorların yapacak başka bir şey kalmadığını düşündüğü anda, arkadaşım bu noktaya vardı. Onu son ziyaretimde bana 'son çare' tedavisine başladığını anlattı. Karşılaşacağı zorluklardan birinin, çok sınırlı saatler içinde ziyaretine gelen onca insanı, onları kucaklamaya hâlâ gücü varken karşılamak ve düzene sokmak olduğunu anlatıyordu.
Bunu söylediğinde gözlerim yaşardı ve şu karşılığı verdim: "Biliyorsun, en azından senin böyle bir sorunun var ve bu iyi. Birçok insan aynı süreci yalnız başına göğüslüyor."
Arkadaşım bir an sustu ve düşündü. Sonra yumuşak bir sesle beni yanıtladı: "Haklısın."
* Daniel Goleman: 'Duygusal Zekâ' (Social Intelligence: The New Science of Human Relationships) adlı kitabın yazarı;
10 Ekim'de New York Times gazetesinde yayımlanan yazısı.
İNANÇLARIMIZ YAŞAMIMIZI NASIL ETKİLİYOR
Hepimiz aynı dünyada yaşıyor, aynı havayı soluyoruz. Doğup büyüdüğümüz yerdeki insanlarla aynı dili konuşuyoruz. Kendi dışımızdaki gerçekliğin nesnel varoluşunda bizden bağımsız gibi gözüken bir yönü var. Ancak bizim için aslında “dışımızdaki gerçeklik” diye bir şey yok.
Bunu okuyan pek çok kişinin zihninde kocaman bir “?” işaretinin belirdiğini görür gibiyim. “Bu saçmalık. Dışımızdaki dünya dışımızda; içimizde olanlar da dışarı ifade etmediğimiz sürece içimizde. İşte etraftaki eşyalar, sandalyeler, masa, bilgisayar… Bunlar benim dışımda. Düşüncelerim, imgelerim, duygularım… Bunlar da benim içimde…” diyebilirsiniz.
Bunların hepsi doğru. Ancak ortada bir gerçek var. Dışımızdakileri hangi yolla algılıyoruz? Duyularımız yoluyla. Peki dışımızda olanları direk olarak mı algılıyoruz? Hayır. Çünkü “dışımızdakiler” diye algıladığımız aslında beynimizin bizim için oluşturduğu bir simülasyon. Yani yalnızca bir imge. Eğer beynimiz, duyu organlarımız ve sinir sistemimiz farklı bir biçimde dizayn edilmiş olsaydı, biz kendi dışımızdaki gerçekliği çok farklı biçimde algılayacaktık. Örneğin gözlerimiz eğer kızılötesi frekansları görebilseydi gece karanlığında bile görebilecektik. Nitekim böyle canlıların olduğunu gayet iyi biliyoruz.
O halde dışımızdakiler diye nitelendirdiğimiz gerçeklik pek de objektif bir gerçeklik değildir. Çünkü bizim algıladığımız gerçeklik duyularımızın ve beynimizin filtresinden geçmiş bir imgedir. Duyularımızın sınırlı olması elbette bizim biyolojik yapımızın doğal bir sonucu. Ancak algılarımızı sınırlayan başka pek çok mekanizma var. Bunların en önemlilerinden bir tanesi belki de en önemlisi inançlarımızdır.
İnançlar kendimiz, başkaları ve çevremizdeki dünya hakkında oluşturduğumuz yargı ve değerlendirmelerdir. İnanç konusu olan şeyin gerçek ya da gerçek dışı olmasının hiçbir önemi yoktur. İnandığımız her şey bizim kendi gerçekliğimiz içerisinde her şeyden daha gerçektir. Hem de öylesine gerçektir ki bedenimizdeki pek çok fizyolojik mekanizma ve hatta duyularımız bile inançlarımızın etkisi altındadır. Yani inançlarımız duyularımızın işleyişi üzerinde büyük bir etki sahibidir.
Bir şeyi yalnızca yapabileceğinize inanarak yapamayabilirsiniz. Ancak bir şeyi yapamayacağınıza inanırsanız kesinlikle yapamazsınız. Çünkü büyük olasılıkla onu denemezsiniz bile.
İnançların büyük çoğunluğu beynimizin derinliklerinde gizlenmiştir. Onların farkında bile değilizdir. Ancak tüm yaşantımızı şekillendirir, algılarımızı sınırlar, sağlığımızı bozar ve tüm sınırlarımızı belirlerler. Elbette bunların tersi de mümkündür. Çünkü inançları “sınırlayıcı inançlar” ve “kaynak yaratan inançlar” olarak ikiye ayırabiliriz.
İnançlarımızı keşfedip tanımanın en kolay yolu kendi içimizdeki konuşmaları takip etmektir. Çünkü inançlarımız derinde yatar ancak onların yüzeye çıkan bir yönü de vardır. İşte sınırlayıcı inançları işaret eden çeşitli ifadeler:
“Artık çok geç.” “Bu durumda yapabileceğim hiçbir şey yok” “Benim kaderim bu.” “Ben başarısız bir insanım.” “Yeteneksizim.” “Anamdan şanssız doğmuşum.” “Matematiğe hiç kafam çalışmaz.” “Bu yaştan sonra …….’yı öğrenemem.” “Ben yaratıcı bir insan değilim.” “Biz adam olmayız.” “Zeka 20 yaşına kadar gelişir.” “Dünya düz bir tepsidir.” “Üşütürsen hasta olursun.” vs. vs.
Buna benzer ifadeleri kendi yaşamınız içerisinde yakalayabilirsiniz. Bu tip ifadelerin kökeninde yatan inançlar bizim dünyaya bakış açımızı sınırlar ve önümüzdeki fırsatları görebilmemize engel olur. Ve öyle olduğuna inandığımız sürece bulunduğumuz noktadan bir adım bile ileri gitmemiz mümkün değildir.
İnançlarımızın etkili olduğu bir başka nokta sağlık durumumuzdur. Eğer hasta olduğunuza inanırsanız kendinizi gerçekten hasta edebilirsiniz. Eğer iyileşeceğinize inanırsanız çabucak iyileşirsiniz. Kanser hastaları üzerinde yapılan çeşitli araştırmalar öleceğine inanan hastaların gerçekten daha çabuk öldüğünü ancak bundan kurtulacağına gerçekten inananların büyük ölçüde kanseri yendikleri görülmüştür. Plasebo, yani hiçbir etken madde içermeyen boş ilaçları duymuşsunuzdur. Bunlar genellikle ilaç sanayinde yeni çıkan bir ilacın etkisini test etmek için kullanılır. Ancak bazen plasebolar gerçek ilaçlar kadar etkili olabilmekte hatta daha güçlü bir etkiye sahip olabilmektedir. Yeter ki plaseboyu alan kişi aldığı ilacın kendisini iyileştireceğine inansın.
İnançların gücüne bir başka güzel örnek spor alanından. 6 Mayıs 1954 tarihine kadar 1 milin 4 dakikanın altında koşulamayacağına inanılmaktaydı. Ancak bu tarihte Roger Bannister isimli atlet daha öncesinde kimsenin yaklaşmayı bile başaramadığı 4 dakika rekorunu kırdı. Bundan yalnızca 6 hafta sonra John Lundy isimli Avustralyalı atlet bu rekoru bir saniye daha düşürerek geliştirdi. Bunu takip eden 9 yıl içerisinde iki yüze yakın atlet bir zamanlar kırılamaz denilen bu rekoru kırmayı başardı. Çünkü artık pek çok kişi bunun yapılabileceğine inanıyordu. Büyük olasılıkla daha önceki atletlerden bazıları da bu rekoru kırabilecek kapasiteye sahiptiler. Ancak buna inanmadıkları için yapamamışlardı.
İnançların gücü konusunda diğer bir ilginç örnek de şöyle: Zeka testi sonucunda normal zekaya sahip oldukları saptanan bir grup öğrenci iki ayrı öğretmen tarafından eğitilmek üzere iki gruba ayrılır. Çocukların hepsi aynı zeka düzeyinde olmasına karşın öğretmenlerden birisine bir grubun daha zeki diğer grubun ise daha yavaş öğrenen çocuklardan oluşturulduğu söylenmiştir. Bir yıl sonra yapılan ikinci testte daha zeki olduğu söylenen çocukların test sonuçları diğer gruba göre çok daha yüksek çıkmıştır. Anlaşılan odur ki, öğretmenlerin çocuklar hakkındaki inançları onların öğrenim yeteneklerini etkileyebilmiştir.
Bu örneklerin tümü inançlarımızın, ilişkilerimizi, zeka düzeyimizi, yaratıcılığımızı, kişisel başarı ve hatta mutluluğumuzu bile nasıl şekillendirip belirlediğini açıkça gözler önüne sermektedir. İnançlarımızın büyük çoğunluğu, çocukluk dönemimizde ailelerimiz, öğretmenlerimiz, medya vs. kanallar tarafından enjekte edilmiştir.
Eğer gerçekten inançlarımızın yaşamımız üzerinde bu kadar büyük bir gücü ve etkisi varsa, onların bizi kontrol etmesine izin vermeden biz onları nasıl kontrol altına alabiliriz?
Hopi Kızılderililerinin ölenin arkasından okuduğu dua
Ben orada değilim. Uyumuyorum.
Ben esen binlerce rüzgârım.
Ben karın üstündeki elmas parıltılarıyım.
Olgunlaşmış tohumdaki güneş ışığıyım.
Hafifçe yağan sonbahar yağmuruyum.
Sabahın sessizliğinde uyandığında
Daireler çizerek uçan sessiz beyaz güvercinlerin
Hızla akarak ruhunu yücelten koşuşturmasıyım.
Gece parıldayan yumuşak yıldızlarım.
Mezarımda durup ağlama ;
Ben orada değilim, ben ölmedim.
Beyin fonksiyonlarını geliştiren besinler
Besinlerin vücuttaki etkileri ve yararları, gün geçtikçe daha doğru ve bilimsel şekilde ortaya konulmaya başlandı.
Bir internet sitesinde yer alan bilgilere göre, insan vücudu için en çok yararı olan ve sindirim sistemi için en az enerji gerektiren yiyeceğin meyve olduğu belirtildi. Sitede uzmanların yaptığı açıklamalara göre, zencefil yeni fikirlerin üretilmesini, havuç hatırlama yeteneğinin güçlenmesini, ananas ezber kabiliyetinin artmasını, soğan yıpranma ve yorgunluğun giderilmesini, çilek ise stresin azalmasını sağlıyor. Uzmanlar, beyin fonksiyonlarını geliştiren besin maddeleri, tüketim şekilleri ve özelliklerini şöyle sıralıyor:
"Meyveler aç karnına yenmelidir. Çünkü meyve midede değil ince bağırsakta sindirilir. Mide dolu ise meyve midede kalır ve mayalanır. Piyasada satılan meyve suları tercih edilmemelidir, çünkü doğallığını kaybedip asidik karaktere dönüşmüştür. Taze sıkılmış meyve sularını tercih edin.
Sabahları geç kahvaltı ediyor ya da kahvaltıyı ihmal ediyorsanız, o zaman mevsimlik meyve, meyve suyu ve bir bardak ılık su almayı alışkanlık hale getirin. Sabah bir tatlı kaşığı bal veya bir avuç siyah üzüm zihin aktivitenizi canlandırır. Ceviz, fındık, fıstık, zihnin uzun süre çalışmasına yardımcı olur. Yorgunluğu giderir.
Fesleğen, limon, balık ve karabiberin zihin açma özelliği vardır. Zencefil içerdiği maddelerle, beynin yeni fikirler üretmesini sağlar. Kan sulandığı için daha serbest akar. Kimyon insanin aklına yeni fikirler getirir. İçerdiği uçucu yağlar bütün sinir sistemini uyarır; ancak faal düşünce şartıyla. Aniden bir fikre, bir buluşa ihtiyacı olan insan suya karıştırarak kimyon içebilir. Havuç hatırlama yeteneğimizi arttırır, çünkü beyin metabolizmasını canlandıran enzimler içerir. Yağlı havuç salatası tercih edilmelidir.
Ananas ezberlemek için çok yararlıdır. Avokado kısa süreli hafıza için tüketilebilir. Çilek stresin etkisini azaltır, mutluluk hormonu salgılanmasını sağlar. Limon algılama yeteneğini arttırır. Lahana, troid bezlerinin aktivitesini azaltır ve bu da sinirlenmeye iyi gelir. Soğan aşırı yıpranmaya, fiziki yorgunluğa karşı kanı sulandırır. Böylece beyin oksijeni daha kolay alır."
Dipdiri bir hafıza için 10 alıştırma
- Ters el alıştırması
Sağ eliniz yerine biraz da sol elinizi kullanmaya başlayın. Saçlarınızı sol elinizle tarayın, kalemi ters elinizle tutun gibi... Sonuç olarak, rutin alışkanlıklarınızı kırar ve beyninizin kullanmadığınız diğer yarısını da harekete geçirmiş olursunuz. - Çocuk oyunu alıştırması:
İşe veya alışverişe giderken, tıpkı bir çocuk gibi merak içinde bütün duyularınızı harekete geçirin. Bakın, dokunun, dinleyin, koklayın. Bu şekilde çok ender yaptığınız bağlantıları canlandırır, beyninizin kapasitesini artırırsınız. Duyu organlarınızın ne kadar fazlasını kullanırsanız, hafızanız her zaman canlı kalır. - Harf alıştırması:
Elinize bir gazete ve bir fosforlu kalem alın. Sırasıyla paragrafları okuyun ve çift yazılmış harflerin üzerini çizin. Mesela, çift 't' ve 'm'lerin üzerini işaretleyin. Böylelikle konsantrasyonunuzun ne kadar uyarıldığını hemen hissedecek-siniz. Bu, zihnin canlanmasını artırır. - Polisiye alıştırması:
"Dün akşam şu saatte ne yaptım, neredeydim, iki saat önce ne yaptım?" gibi, genellikle polisiye romanlarında sorulan soruları kendinize yöneltin. Ve tabii cevaplayın. Bu alıştırma sonucunda yaptıklarınıza karşı dikkatinizi geliştirebilirsiniz. - Yürüyüş alıştırması:
Asker yürüyüşü gibi olduğunuz yerde hareket edin. Sol bacağınızı her kaldırdığınızda, önce sağ elinizle, sonra sol elinizle dizinize dokunun. Böyle çaprazlama hareketlerle beyninizin her iki tarafını kullanmış olursunuz. - Ressam alıştırması:
Burnunuzun ucunda bir fırça olduğunu hayal edin. Bununla havaya en sevdiğiniz renkte yatay bir sekiz çizin. Bu çizim hareketleri, yorgun zihninizi hemen canlandırır. Aynı zamanda beyni bloke eden stresi etkili biçimde yok eder. - Ajan alıştırması:
Bu alıştırmayı daha çok sokakta yapacaksınız. Çevrenizde bulunan arabaların plakalarına bakın ve plakadaki harflerden kelimeler, hatta cümleler türetmeye çalışın. Böylece hem kelime hazinenizi geliştirir hem de beyninizi canlandırırsınız. - Resim alıştırması:
Bu alıştırmayla alışveriş listelerini çok kolay ezberleyebilir, hafızanızı güçlendirebilirsiniz. Bunun için kalem kağıt alın ve kağıdın üzerine mum, kaktüs, yonca gibi semboller çizin. Her resim bir sayıyı sembolize ediyor. Ardından sembolleri sayılara göre ezberleyin. Bu alıştırmayla, zihninizde listeler oluşturmayı kolay başarırsınız. - Otobiyografi alıştırması:
Düşünün ki, hayat hikayenizi tekrar yazmanız gerekiyor. Burada, işe, gittiğiniz ilkokuldan başlayabilirsiniz. Bunun için en yakın arkadaşınızı, tipini, sınıfınızın düzenini hatırlamanız gerekiyor. Bu alıştırmayla, kişilerle ilgili hafızanızı harekete geçirirsiniz. - Hipnoz alıştırması:
Özellikle stresli anlarınızda olumlu kelimelerden destek almaya bakın. Bunlarla olumsuz düşüncelerinizi yok edersiniz. Mesela, "Benim için gerekli olan her şeyi biliyorum ve çok sakinim" cümlesini tekrarlayabilirsiniz.
BEYİN GÜCÜNÜZÜ GELİŞTİRMEK İÇİN 32 ÖNERİ
1. Derin Nefes Alın. Daha fazla hava kanınız –yani beyniniz- içerisinde daha fazla oksijen anlamına gelir. Nefesinizi burnunuzdan alın ve mümkün olduğunca diyafram kasınızı kullanarak ciğerlerinizin alt kısmını doldurmaya çalışın. Birkaç kez derin nefes aldığınızda bu sizin hem gevşemenizi sağlar, hem de daha net biçimde düşünebilirsiniz.
2. Meditasyon Yapın. Şu an hemen uygulayabileceğiniz bir meditasyon tekniği, yalnızca gözlerinizi kapayın ve dikkatinizi nefesinize yöneltin. Kaslarınızı gevşetmeniz meditasyonunuza yardımcı olacaktır. Eğer zihniniz gezinmeye başlarsa dikkatinizi yalnızca nefesinize yöneltin. Beş on dakikalık bir meditasyon sizi gevşetir, zihninizi temizler ve özellikle zihinsel bir iş için sizi hazır hale getirir. Bu konuda sitemizde yer alan meditasyon uygulamalarından yararlanabilirsiniz.
3. Dik oturun. Duruşunuz bedeninizdeki fizyolojik mekanizmaları ve dolayısıyla zihinsel süreçlerinizi etkiler. Bunu kendi kendinize kanıtlayabilirsiniz. Kafanız öne doğru sarkmış, gözleriniz yere bakar ve ağzınız açık biçimde matematik işlemleri yapmayı ya da bir problem çözmeyi deneyin. Sonra aynı şeyi bir de dik vaziyette otururken, ağzınız kapalı ve karşıya ya da hafifçe yukarıya bakar durumda deneyin. İkincisinde zihninizin çok daha kolay çalıştığını göreceksiniz.
4. Doğru düşünme alışkanlıkları. Birkaç hafta belli bir problem çözme tekniği üzerinde çalışın. Kısa sürede alışkanlık haline geldiğini göreceksiniz. Gördüğünüz her şeyi bir an için yeniden dizayn etmeyi deneyin bu da bir süre sonra alışkanlık haline gelecektir. Bir parça çaba sarf ederek yararlı düşünme alışkanlıkları geliştirebilir ve sonra bunları çabasız biçimde kullanabilirsiniz. Alışkanlığın gücünden yararlanın.
5. Ölü zamanları değerlendirin. Arabayla bir yere giderken, bekleme salonunda beklerken, ya da boş boş otururken geçen zaman değerlendirilmezse ölü olur. Bir kasetçalar ya da CD çalar ile arabanızda ya da boş zamanlarınızda yabancı dilde ya da kendi dilinizde bilgilendirici bir şeyler dinleyebilirsiniz.
6. Yabancı dil öğrenin. Yeni bir dil öğrenmenin beyin işlevlerinde yaş ilerlemesine bağlı olarak gelişen performans kaybını azalttığı görülmüştür.
7. Konsantrasyon ve farkındalık egzersizleri. Zihninizi dağılmaktan alıkoyduğunuzda konsantrasyon ve net biçimde düşünme kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Zihninizdeki karmaşayı izlemeyi ve durdurmayı öğrenin. Zihninizin arka planında sizi belli belirsiz biçimde rahatsız eden şeyler dikkatinizi çektiğinde onları halletmenin yoluna bakın. Bu, aramanız gereken birini arayıp o işten kurtulmak ya da yapacağınız işlerin listesini çıkarmak olabilir. Böylece en azından şimdilik yapacağınız işleri unutabilirsiniz. Biraz pratik yaparak bu sizin için daha kolay bir hale gelir ve düşünme süreçleriniz daha güçlü olur.
8. Yazı yazın. Yazmak zihniniz için çeşitli yönlerden yararlıdır. Belleğinize önemli olan şeyleri söylemenin bir yoludur, böylece gelecekte bazı şeyleri daha kolay hatırlayabilirsiniz. Yazmak düşünme süreçlerinizi netleştirir. Yaratıcılığınızı ve analitik becerilerinizi geliştirmek için iyi bir egzersizdir. Günlükler, parlak fikirlerle ilgili notlar, şiir ve hikayeler yazmak zihninizi güçlendirecektir.
9. Mozart dinleyin. California Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada bir müzik aleti çalan ve koroya katılan çocukların problem çözme ve mekansal düşünebilme konularında diğer çocuklara oranla daha büyük bir gelişme kaydettikleri görüşmüştür. Bir başka araştırmada 36 öğrenciye üç tane mekansal düşünme testi uygulanmış ve ilk testin hemen öncesinde Mozart’ın iki piyano için Re Majör sonatı on dakika süreyle dinletilmiş. İkinci testten önce gevşeme kaseti dinletilmiş, üçüncüden önce ise yalnızca sessizlik içinde oturmuşlar. Bu 36 öğrencinin ortalama skorları şöyle 1. test: 119; 2. test: 111; 3. test: 110.
10. Uykunuza dikkat edin. Herkesin uyku ihtiyacı birbirinden farklıdır. Kendi ihtiyacınızın altında ya da üstünde uyumayın. Uykunun saatinden çok derinliği önemlidir. Gün içindeki kısa kestirmeler beynin dinlenmesi ve şarj olması için oldukça yararlıdır.
11. Kafein. Kahve birçok kişi için zihin açıcı özelliğe sahiptir. Ancak fazla miktarda alındığında zihnin çalışmasını olumsuz yönde etkileyebilir. Kafein bazı kişiler için uzun vadede olumsuz yan etkilere sahip olabilir. Ancak kısa vadeli olarak işe yaramaktadır.
12. Şekerden kaçının. Karbonhidratlar genellikle beyninizin bulanıklaşmasına yol açar. Çünkü şeker aldığınızda onu karşılamak için kana insülin salgılanır. Eğer önemli bir zihinsel iş yapacaksanız hemen öncesinde makarna, şeker, beyaz ekmek ve patates cipsi gibi şeylerden sakının.
13. Hızlı okuma. Birçok kişinin inandığının tersine okuduğunuz şeyi daha hızlı okuduğunuzda onu daha iyi kavrarsınız. Daha kısa sürede daha fazla şey öğrenirsiniz ve hızlı okuma gerçekten çok iyi bir beyin egzersizidir.
14. Spor egzersizleri yapın. Egzersizlerin özellikle uzun vadede beyin gücünü geliştirmesi sürpriz değildir. Fiziksel sağlığınızı olumlu yönde etkileyen her şey doğal olarak beyninizi de olumlu yönde etkileyecektir. Son zamanlarda yapılan araştırmalar 10 dakikalık bir egzersizden sonra bilişsel fonksiyonlarda artış olduğunu göstermektedir. Beyninizi tazelemek istiyorsanız küçük bir yürüyüş ya da birkaç hareket yapabilirsiniz.
15. Daha etkili biçimde öğrenin. Bir şeyi öğrenmeye karar verdiğinizde hem başlamadan önce, hem öğrenme esnasında, hem de sonrasında notlar alın. Başlamadan önce kendinize “Şu an bu konu hakkında neler biliyorum?” diye sorun. Ve bunları bir kağıda not edin. Bu, zihninizi öğrenmeye hazırlayacaktır. Çalışmayı bitirdikten sonra bir sonraki seans için zihninizde birkaç soru olsun. Ve kendi kendinize “şimdi ne öğrendim?” diye sorun.
16. Zihninizi netleştirin. Dağınık odalar ve ofisler dağınık düşünmeyi körükler. Zihinsel işler yapacağınız yeri buna uygun biçimde organize edin. Zor bir zihinsel işe başlamadan önce bedeninizi esnetin ve birkaç derin nefes alın.
17. Eğlendiğiniz bir şeyler yapın. Bu hem stres düzeyinizi düşürmenize hem de beyninizi tazelemenize yardımcı olacaktır. Yalnız burada önemli olan yaptığınız eğlenceli faaliyete aktif olarak katılmanızdır. Televizyon seyretmek böyle bir amaç için uygun değildir. Zihni geliştirici eğlenceli oyunlar oynamak ya da bir hobiyle uğraşmak, kısacası sizi dinlendiren ve eğlendiren bir şeyler yapmak beyninizin daha iyi biçimde düşünmesine yardımcı olacaktır.
18. Beyin egzersizleri yapın. Beyninizi sürekli değişik yönlerde çalıştırın. Bulmaca çözün, satranç oynayın, bir şeyler ezberleyin. Beynin çalıştırılması sürekli yeni nöron bağlantıları geliştirilmesine yol açar.
19. Yeni şeyler öğrenin. Bu beyne egzersiz yaptırmanın bir başka yoludur. Yeni bir şey öğrendiğinizde beyniniz buna uyum sağlamak için yepyeni bağlantılar geliştirmek zorunda kalır.
20. Bir şeyleri iyi yapan insanları modelleyin. Yaratıcı, zeki ve üretken insanlarla birlikte vakit geçirin. Onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışın. Onların yaptıklarını yapın ve onların düşündüğü biçimde düşünmeye çalışın. Onların önerilerine dikkatlice kulak verin. Başarılı insanlar genellikle bunu nasıl yaptıklarını bilmez ve kendilerini başarılı görmezler. Onların söylediklerini değil yaptıklarını yapın.
21. Gülün. Güldüğünüzde salgılanan endorfin sayesinde stres düzeyiniz azalır ve bu da beyin için uzun vadede çok yararlı bir şeydir. Gülmek aynı zamanda sizi yeni fikirlere ve düşüncelere daha açık hale getirir.
22. Oyun oynayın. Beynin uyarılması ölçülebilir yapısal değişikliklere sebep olur. Yeni nöron bağlantıları ortaya çıkar ve yeni beyin hücreleri gelişir. Entelektüel oyunların yanı sıra göz - el koordinasyonunu sağlayan her tür oyun beyni uyarır ve geliştirir.
23. Şarkı söyleyin. Arabanızda yolculuk ederken veya yalnız kaldığınızda üzerinde çalıştığınız konuyla ilgili olarak şarkı söyleyin. Bu sizin sağ beyinle temasa geçmenizi ve onu çalıştırmanızı sağlar.
24. Kendinizin farkında olun. Bu beyin gücüyle direk ilgili gibi görünmemekle birlikte çok yakından ilgilidir. Kendinizi daha iyi tanırsanız ego ve duyguların etkilerinden kaçınabilirsiniz. Özellikle bir şeyleri açıklarken ya da tartışırken kendinizi gözlemleyin.
25. Stresten uzak durum. Özellikle uzun vadeli stresin bedeninizde meydana getirdiği hasarlar bir yana, beyninizi de olumsuz yönde etkilemektedir. Stres düzeyinizi bilinçli olarak azaltmak için gevşeme vb. tekniklerden yararlanın.
26. Kendinizi eğitin. Çeşitli araştırmalar az eğitimli kişilerin Alzheimer’a daha fazla yakalandığını göstermiştir. Herhangi bir alanda eğitim almak beyninizi daha güçlü hale getirir.
27. Yağdan uzak durun. Laboratuvar araştırmaları yüksek yağ oranıyla beslenen hayvanların daha yavaş öğrendiklerini göstermektedir. Mümkün olduğunca zeytin yağı ve diğer türden sıvı yağları kullanmaya özen gösterin. Doymuş yağlar beyin hücrelerinin gelişiminde olumsuz etki göstermektedir.
28. Daha az yiyin. Aşırı yemek sindirim için daha fazla kan akışı demektir ve bundan dolayı beyninize daha az kan gider. Bundan dolayı harcadığınız enerjiyle orantılı bir beslenme düzenini benimserseniz bu beyniniz için daha yararlı olacaktır.
29. Şüpheli gıdalardan uzak durun. Aşağıdaki gıdalar beyniniz için zararlı olabilir: Yapay gıda boyaları içeren besinler, yapay tatlandırıcılar, kola, mısır şurubu, yüksek şeker içeren içecekler, hidrojenlendirilmiş yağlar, şeker, beyaz ekmek ve beyaz un içeren diğer ürünler.
30. Kahvaltı edin. Kahvaltı tüm beden için çok önemli bir öğündür. Ve bu konuyla ilgili araştırmalar kahvaltı eden çocukların diğerlerine oranla daha başarılı olduğunu göstermiştir.
31. Soru sorun. Bu beyninizi formda tutmanın çok iyi bir yoludur. Yalnızca kendi zihniniz içerisinde kalsa bile soru sorma alışkanlığını sürdürün. Zihninize gelen her şeyi sorun ve muhtemel cevaplar üzerinde düşünün.
32. Beyin gücünüzü geliştirme planı yapın. Yeni alışkanlıkların edinilmesi yirmi ila otuz gün arası bir süre alır. Bu durumda uyguladığınız herhangi bir egzersizi ya da alışkanlık değişimini en azından üç hafta sürdürmelisiniz. Herhangi bir tekniğin etkisini hemen görebilirsiniz. Ama her tür tekniğin uzun vadeli yararları çok daha fazla olacaktır.
10 Mart 2007 Cumartesi
ARİSTOTELES VE ETİK

MÖ 385 yılında Khalkis’deki Stageriros (Makedonia) kentinde doğdu.
Babası Makedonia kralı III. Amyntas’ın özel hekimi Nikomakhos’tu.
10 yaşında kaybettiği babasından tıp ve filoloji eğitimi aldı.
Annesi Phaestis de ölünce amcası Proxeneus’dan şiir ve retorik öğrendi.
17 yaşında Atina’ya, Platon’un Akademia’sına öğrenci olarak gönderildi.
Platonun (MÖ 347) ölümüne kadar geçen 20 yıl süreyle, özellikle hitabetle ilgilendi ve retorik ve diyalektik dersleri de verdi.
Platon öldüğünde Atina’dan ayrılarak Batı Anadolu’ya geçti.
Tiran Atarnevs’li Hermias’ın çağrısıyla yeni kurulmakta olan Assos’a (Behramkale) gitti.
Orada adeta küçük bir akademi kurarak Hermias’ın siyasî danışmanı ve dostu oldu.
Hermias’ın yeğeni Pythias ile evlendi. 10 yıl süren evliliklerinden bir kızı oldu.
Burada kaldığı 3 yıl içerisinde krallık üzerine bir kitap ve Politika’nın ilk 7 kitabını bitirdi.
Daha bu dönemde yöntem ve görüşleri Platon’unkinden ayrışmaya başlamıştı
MÖ 345-344 yıllarında, komşu Lesbos adasının Mytilene kentine gitti.
MÖ 342 de Makedonya kralı II. Philipos onu 13 yaşındaki oğlu İskender’in eğitimi için onu Makedonya’ya (Pella) çağırdı.
MÖ 339 da tekrar doğum yeri Stagiros’a çekildi. Burada Herpyllis’dan oğlu Nikomakhos dünyaya geldi.
MÖ 335 de artık Atina’ya dönerek Apollon Lykeion’a adanan kutsal korulukta kendi okulu Lyceum’u kurdu (peripatetik okul).
Bir araştırma merkezi ve büyük bir kütüphane de oluşturduğu Lyceum’da 12 yıl faaliyet gösterdi.
MÖ 323 de B.İskender ölünce, 20 yıl önce yazdığı bir şiir nedeniyle dinsizlikle suçlandı.
Birkaç arkadaşı ile birlikte kaçtığı Khalkis’te 1 yıl sonra mide rahatsızlığından öldü (M.Ö.322).
ARİSTOTELES’İN ADIYLA BİLİNEN METİNLER
Kendi kaleme aldığı, okurlara yönelik kitaplar.
Çoğunlukla Platon’u model alan diyaloglar biçimindeki bu yapıtların hiçbiri günümüze ulaşmamıştır.
Derlemeler, araştırma kayıtları, tarihsel ve olgusal çalışmalar.
Daha çok Lykeion’da, başkalarının da katılmasıyla oluşturulmuş bu metinlerin, günümüze ulaşan bazı parçalar dışında, çoğu yok olmuştur.
Lykeion’daki özel derslerde kullanılmak üzere yazılmış, kuru ve özetleyici nitelikte metinler. Günümüze kalan Aristoteles metinlerinin hemen hepsi bunlardandır.
ETİKLE İLGİLİ ESERLERİ
Ethika Eudemias (?)
Ethika Megala (?)
Ethika Nikomakheia
Yapıtı oluşturan on kitabın genel konuları kabaca şöyle:
1. mutluluk.
2., 3. ve 4. karakterle ilgili erdemler (“orta yol”, irade, vb.).
5. doğruluk, adalet.
6. entellektüel erdemler (basiret, kuramsal bilgelik vb.).
7. iradesizlik.
8. ve 9. dostluk .
10. zevk.
(Politika)
TELEOLOJİK YAKLAŞIM
Telos (Son, Erek), Logos (Bilim)
Teleoloji: Felsefede olayların ve ilişkilerin bir amaca ya da sona yönelik olduğu görüşü
“Amaçları eylemlerden ayrı olan eserler daha iyidirler.” Aristoteles
“Bütün eylemlerin (yapılanların) ancak (iyi) bir amacı varsa, yapılan iyi bir (eylem) olur.” Aristoteles
Platon evrende her türlü iyiliğin kaynağı olan “İYİ İDEASI”nı var sayar.
Aristoteles: “İyi”nin bütün kullanımlarda ortak olan bir anlamının olmadığını;somut tezahürlerden bağımsız bir “iyi” formunun olmadığını; olsaydı bile pratik amaçlar için yararı olmadığını öne sürer.
EUDAEMONIA
Daimon: yunan mitolojisinde yarı tanrılara verilen isim
Eudaimonia: “mutluluk” olarak çevrilmekle birlikte süreklilik gösteren, içsel denge, huzur gibi kavramları da içeren çok daha güçlü bir kavramdır.
“Tüm (iyi) eylemlerin ortak ve en üst amacı mutluluktur.” Aristoteles
“Mutluluk için önemli olan erdeme uyan etkinliklerdir.”” Aristoteles
“Her şey kendine özgü erdemle yapılırsa iyi gerçekleşmiş olur.” Aristoteles
“Yaşam boyu amacını kendinde taşıyan erdeme göre etkinlikte bulunan ve dış iyilere de yeterince sahip olan kişilere mutlu diyebiliriz.” Aristoteles
“Erdemce sakat olmayan herkes, belirli bir öğretim ve çaba ile ona sahip olabilir.” Aristoteles
“Nasıl Olimpiyatlarda en güzellere ve güçlülere değil, yarışanlara taç giydiriliyorsa; yaşamdaki iyi ve güzel insanlardan ancak doğru olarak eylemde bulunanlar başarılı olur”. Aristoteles
“Erdemi sevenlerin yaşamı, bir takı gibi ayrıca hazza gereksinim duymaz, hazzı kendi içinde taşır. “Aristoteles
“Erdeme uygun olan eylemlerin kendileri de hoş olsa gerek.” Aristoteles
“Erdeme aykırı etkinlikler mutluluğun tersini yaratır.” Aristoteles
“Güzel eylemlerden hoşlanmayanın iyi de olmadığı söylenebilir.” Aristoteles
“Erdemli insana yakışan, işlerin iyi ve güzel bir biçimde yapılmasıdır.” Aristoteles
Baskı altında, mecbur kalınarak,istemeden yapılan eylemler haz vermeyen ve erdem sonucu olmayan eylemlerdir.
Erdemli etkinlikler isteyerek yapılanlardır, eldekiler arasındaki tercihler amaca götürür.
İKİ TÜR ERDEM
Ethik erdemler (karakter erdemleri):
Doğuştan değildir, alışkanlıkla edinilir, geliştirilebilir.
(Yiğitlik, cömertlik, ölçülülük gibi…)
Dianoetik erdemler (düşünce erdemleri) :
Bilgelik, doğru muhakeme, aklı başındalık gibi…
Eğitimle elde edilir, zaman ve deneyim gerektirir.
ETHİK ERDEMLER
Mesotes: “iki uç arasındaki orta”
“Karakter erdemleri bizde doğal olarak bulunmazlar” Aristoteles
Karakter erdemleri aklı başında insanların akılları tarafından belirlenir.” Aristoteles
“Aşırılık ve eksiklik kötülüğe, orta olma erdeme özgüdür.” Aristoteles
“Kötülük etkilenimlerde ve eylemlerde gerekenden aşırısı ya da eksiğidir, erdem ise ortayı bulma ve tercih etmedir.” Aristoteles
Savurganlık ve cimrilik mal konusunda aşırılık ve eksikliklerdir
Cömert kişi servetine göre ve gereken şeyler için harcayandır
Hırslı kişiyi onurlandırılmayı gerekenden çok ve gerekmeyen yerden arzuladığı için,
Kayıtsız kişiyi ise güzel şeyler için bile onurlandırılmayı tercih etmediği için kınarız
Öfke konusunda orta olma sakinliktir.
Gereken şeylere gereken kişilere gereken zaman ve sürede öfkelen kişi övülür, bu sakin kişidir.
Orta olan kişi kendisi hakkında söz ederken onda olan özelliklerden bahseder,ne azından, ne de daha çoğundan…
ADALET
Adaletin iki türü vardır:
Dağıtıcı adalet: Hak bir orantılı olandır, haksızlık orantılı olana aykırılıktır.
Düzeltici adalet: Eşitsizliği düzelten adalet haksız kârdan alır, zarar görene verir.
DİANOETİK ERDEMLER
Phronesis (pratik bilgelik) insanlar için iyi ve kötü olan şeylerle ilgili olarak, bir kural yardımı ile eylemde bulunma eğilimidir.
Pronimos’un (pratik bilge) işi bütünüyle iyi yaşama ile ilgili olarak nelerin kendisi için iyi ve yararlı olduğu konusunda yerinde düşünebilmektir (ahlaki doğru görüş).
Tekhne (sanat) bizim doğru bir kural yardımı ile şeyleri meydana getirmemizi sağlayan istidattır.
Sanat doğru akılla giden yaratma ile ilgili bir erdemdir, sanat yoksunluğu ise, karşıtı, doğru olmayan akılla giden yaratma ile ilgili bir erdemdir
Episteme “bilimsel” bilgi zorunlu, öncesiz, sonrasız olanla ilgili ve öğretimle iletilebilir bilgidir. Öğretim tümevarım ya da akıl yürütme ile ilerler.
Nous: (dolaysız anlayış, sezgisel akıl) bilimin kendisinden hareket ettiği ilk ilkeleri tümevarım ile kavrar
Sophia: (felsefi, teorik bilgelik) en yüce varlık biçimler üzerindeki bilimsel bilgi ve dolaysız anlayıştır
ARİSTOTELES’TE ETİK VE TOPLUMBİLİM
Aristoteles’in etiği toplumsal, politikası ahlâkidir. D.Ross
İnsan doğal yapısı gereği toplumsaldır (Zoon Politik). Aristoteles
Politika kentler için hangi bilimlerin gerekliği olduğunu, hangilerini kimlerin ne kadar öğrenmesi gerektiğini belirleyen bir bilimdir. Aristoteles
Politikanın varmayı arzuladığı hedef (erek), “mutluluk”tur (Eudeimonia). Aristoteles
Politika yurttaşları nitelikli ve iyi insan kılmaya, insanların iyi eylemlerde bulunmasına çaba gösterir. Aristoteles
Politika ile ilgilenenler ahlakça iyi olmalıdır. Aristoteles
ARİSTOTELES’İN ETKİLERİ
Yunan ve sonraki Bizans düşüncesi içinde neredeyse kesintisiz olarak sürmüş 15. yüzyıldan sonra ise ağırlık noktası Batı’ya geçmiştir
Aristotelesçilik, Lykeion’da 300 yıla yakın bir süre canlı kalmış, bir eleştirel araştırma anlayışı olarak yaşamıştır.
Helenistik felsefe içinde stoacılar, biçimsel mantık, anlam görüşü ve doğaya verdikleri önem açısından;
Şüpheciler, şüphelerini kanıtlamak için kullandıkları usavurma yöntemleri açısından Aristotelesçi sayılabilirler.
Kındi Aristotelesçiliği genel çizgileriyle belirledi
Farabi Aristoteles’in mantık görüşlerini işledi ve felsefe ile İslam dininin ilkeleri arasındaki ilişkiler üzerinde durdu.
İbn Sina Aristoteles’in takipçilerinin görüşlerini temel alarak, son derece sistemli ve tutarlı bir felsefe geliştirdi.
İbn Rüşd dinin halk için basitleştirilmiş felsefeden başka bir şey olmadığı görüşünden yola çıkarak Aristoteles’e bağlı kalan zengin bir görüşler bütünü oluşturdu.
İbn Rüşd’ün Aristoteles’e dayanarak ortaya koyduğu düşünceler arasında ruhun ölümsüzlüğü, dünyanın sonsuzluğu, aklın bütün insan cinsi için birliği gibi görüşler vardı
Latin ve Hıristiyan geleneği
Aristotelesçiliğin Latin kültürü içindeki ilk önemli temsilcisi Boethius sayılır.
12 ve 13. yüzyıllarda, Bizans ve Endülüs’ten etkilenen düşünürler ve hemen bütün yapıtlarının ve bunların yorumlarının Latinceye çevrilmesiyle Aristotelesçilik yaygınlaştı
Bir süre Hıristiyan otoritelerce yasaklandıysa da, bu yeni görüşler önceleri yalnızca mantıkla sınırlıyken, etkileri fizik, kozmoloji, özellikle de doğa bilim alanlarında da yayıldı.
Roger Bacon, Albertus Magnus ve ortaçağın son büyük düşünürü Aquino’lu Tommaso’nun yaklaşımı Aristoteles’e saygılı, ama dinsel inançlarla çeliştiği noktalarda ondan ayrılan bir tutum oldu.
13–15. yüzyıllar arasında “Averroizm” olarak bilinen ve İbn Rüşt’ün Aristoteles yorumlarından kaynaklandığı öne sürülerek dinsizlik sayılan görüşler yasaklamalara konu oldu.
Ama Hıristiyan düşüncesinin 14. yüzyıldaki büyük adları Duns Scotus ve Ockham’h William, birçok bakımdan Aristotelesçi görüşlere bağlı kaldılar.
PRATİĞİN ÖNEMİ
Aristoteles’te etik çalışmanın karakteristik amacı bilginin toplanması değil yalnızca eylemin ta kendisidir.
Aristoteles’e göre biz etiği iyi insanın neye benzediğini bilmek için değil, iyi insan gibi eyleme geçebilmek için okuruz.
Aristoteles pratik bilimlerin gerek birbirlerinden gerekse teorik bilimlerden izole edilerek çalışılamayacağını söyler.
Aristoteles düşüncesi etkileyici bir felsefe sistemi oluşturmaktadır.
Görüşleri yumuşak ve sentetik bitişlere ulaşmasa da sağlam bağlarla bir arada tutulurlar.
ERDEM ETİĞİ
Aristoteles’in ahlak felsefesinin özü olan erdem öğretisine bağlılığını hiç yitirmeyen erdem etiği, Kant’ın ödev ahlakına karşı çıkmış; eylemin kendisine uymak zorunda olduğu ilkeleri saptayan “koşulsuz buyruk”a (kategorik imperatif) koşulsuz bir itaat talep eden ödevci ahlak anlayışının, zorlamacı ya da yüzeysel bir “yükümlülük bilgisi”nden öteye geçemeyeceğini savunmuştur.
G. E. M. Anscombe’un modern ahlak felsefesinin temellerini eleştirdiği ve Eski’nin erdemlerine geri dönme çağrısında bulunduğu ünlü yazısıyla yeniden canlanmıştır.
Anscombe “Modern Ahlak Felsefesi” adını taşıyan 1958 tarihli bu makalesinde, umutların tükendiği, kutsal bir yasa koyucunun varlığına duyulan inançsızlığın doruğa çıktığı bir çağda “ödev” ya da “yükümlülük” türünden yasayı çağrıştıran kavramlarla ahlakı temellendirmeye kalkışmanın bir hata olduğundan söz açmaktadır
BAŞLICA KAYNAKLAR
NİKOMAKHOS’A ETİK – Aristoteles
ARİSTOTELES – David Ross
ARİSTOTELES – Copleston
AHLAK ÖĞRETİLERİ – Bedia Akarsu
FELSEFENİN İLKELERİ – Nihat Keklik
ETİK DÜŞÜNCE ve POSTMODERNİZM – Gözde Dedeoğlu
Ana BRİTANNİCA
FELSEFE SÖZLÜĞÜ - A.Baki GÜÇLÜ ve ark.



