Alıntı..
(...)
Yaratıcı İmgelemenin İşleyiş Biçimi Yaratıcı imgelemenin işleyiş biçimini anlamak için, birbiriyle ilişkili birkaç prensibi bilmek gerekir.
Fiziksel Evren Enerjidir:
Bilim dünyası metafizik ve ruhçuluk hocalarının yüzyıllardır bildikleri şeyi henüz keşfetmeye başlıyor. Fiziksel evrenimiz gerçekte herhangi bir "madde"den oluşmuyor, onun temel yapıtaşı enerji diye adlandırabildiğimiz bir çeşit güç ya da öz'dür.
Nesneler, fiziksel duyularımızın genel olarak onları algıladıkları düzeyde birbirinden ayrı ve katı görünürler. Ancak daha ince ve hassas düzeylerde, atomik ve atom-altı düzeylerde görünüşteki katı madde, partiküller içindeki daha küçük partiküller olarak görünür ve giderek küçülen bu zerrecikler sonunda saf enerjiye dönüşürler.
Fiziksel olarak, hepimiz enerjiyiz; içimizdeki ve dışımızdaki herşey de enerjiden oluşmaktadır. Hepimiz tek ve büyük bir enerji alanının parçasıyız. Katı ve bizden ayrı olarak algıladığımız şeyler gerçekte, hepimizi kapsayan asli enerjimizin değişik biçimleridir. Fiziksel anlamda da bizler gerçekten "bir"iz.
Enerji farklı hızlarda titreşir; bu yüzden de inceden yoğuna farklı niteliklere, çeşitlere sahiptir. Düşünce nispeten ince, hafif ve bundan dolayı da çok hızlı ve kolayca değişebilen enerji şeklidir. Madde ise nispeten yoğun ve bu yüzden de ağır hareket eden ve ağır değişim gösteren bir enerjidir. Madde de kendi içinde büyük çeşitlilik ve farklılık gösterir.
Bedenlerimizi oluşturan madde nispeten incedir, çabuk değişir ve birçok şey tarafından kolayca etkilenir. Bir kaya ise çok daha fazla yoğunluğa sahip bir şekildir, yavaş değişir, zor etkilenir. Bununla birlikte kaya bile en sonunda değişir; örneğin daha ince ve hafif olan suyun enerjisi tarafından etkilenir. Tüm enerji şekilleri birbiriyle karşılıklı ilişkidedir ve birbirlerini etkileyebilir.
Enerji Manyetiktir (Mıknatıs Özelliğine Sahiptir):
Enerjinin yasalarından bir de şudur: Belirli bir niteliğe ya da titreşime sahip enerji, kendisine benzer nitelik ve titreşime sahip enerjiyi çekme eğilimindedir.
Düşünce ve duygular da manyetik enerjiye sahiptirler.; bunun sonucu olarak da benzer yapıdaki enerjiyi kendilerine çekerler. Bu prensibi uygulamada da görebiliriz; örneğin, bazen az önce düşünmekte olduğumuz kişiyle "tesadüfen" burun buruna geliriz ya da "işimiz rast gider" ve o anda gereksindiğimiz bilgiyi içeren bir kitabı elimize alırız.
Şekil Fikri Takip Eder:
Düşünce hızlı, hafif, devingen, değişken ve akışkan bir enerji şeklidir. Madde gibi daha yoğun şekillerde farklı olarak hemen, bir anda belirir.
Bir şeyi yaratırken, onu önce bir düşünce şeklinde yaratırız. Bir düşünce ya da fikir daima o olayın gerçekleşmesinden önce gelir, önce oluşur. "Akşam yemeğini hazırlamam gerek" fikri yemeğin hazırlanmasından önce oluşmuştur. "Yeni bir giysi istiyorum" fikri gidip giysi satın almadan önce gelir.; "Bir iş bulmalıyım" fikri de iş arayıp bulma eyleminden önce oluşur ve bu örnekler sonsuza dek çoğaltılabilir.
Bir ressama önce bir fikir ya da ilham gelir, ancak ondan sonra tablosunu yapmaya başlar. Bir inşaatçı önce bir fikirden kaynaklanan bir plan çizdirir, ondan sonra binayı yapmaya girişir.
Fikir de bir plan, bir proje gibidir; o, gerçekleşecek şeklin bir görüntüsünü yaratır; bu görüntü sonra, fiziksel enerjiyi manyetize ederek ve yönlendirerek bu şekle akmasını sağlar ve en sonunda da fiziksel dünyada onu tezahür ettirir.
Fikirlerimizi gerçekleştirmek için doğrudan fiziksel eylemde bulunmadığımız zaman da aynı prensip geçerlidir. Sadece bir fikri ya da düşünceyi alıp onu zihninizde tutmak bile bir enerjidir ve bu enerji bu şekli kendine çekip onu maddi düzlemde yaratmaya girişecektir. Eğer sürekli hastalık konusunda düşünürseniz, eninde sonunda hastalanırsınız; eğer güzel bir insan olduğunuza inanıyorsanız, gerçekten güzelleşirsiniz.
Radyasyon (Bir Merkezden Yayılarak Dağılma) ve Çekim Yasası:
Bu, evrene ne gönderirseniz onun size geri yansıyacağı prensibidir. "Ne ekersen, onu biçersin" özdeyişi bu prensibi içerir.
Bu prensibe göre, hayatta en çok düşündüğümüz, en güçlü biçimde inandığımız, en derinden beklediğimiz ve /veya hayalimizde en canlı şekilde canlandırdığımız şeyleri kendimize çekeriz. Olumsuz duygular içinde, korku dolu, güvensiz ya da endişeliyken, kaçınmaya çalıştığımız aynı deneyimleri, durumları ya da kişileri kendimize çekeriz. Eğer temelde olumlu yaklaşımlara sahipsek, hayattan zevk, doyun ve mutluluk bekliyor ve bunların düşünü kuruyorsak, bu olumlu beklentilerimize uyacak kişileri, durumları ve olayları yaratır ve kendimize çekeriz. Böylece kurduğumuz düşlere ne kadar fazla pozitif enerji yüklersek, o düş yaşamımızda o kadar çabuk ve yoğun bir biçimde gerçekleşmeye başlar.
Yaratıcı İmgelemeyi Kullanmak:
Değişim süreci yüzeysel düzeylerde, sadece "olumlu düşünme" vasıtasıyla gerçekleşmez. O yaşama karşı en temel ve derin yaklaşım ve eğilimlerimizi araştırmayı, keşfetmeyi ve değiştirmeyi gerektirir. İşte bu yüzden yaratıcı imgelemeyi kullanmayı öğrenme, derin ve anlamlı bir gelişme süreci haline gelebilir. Bu süreç esnasında, sık sık kendimizi nasıl engellediğimizi, korkularımız ve olumsuz kavramlarımız yüzünden, elde edebileceğimiz doyum ve başarıyı nasıl kısıtlayıcı eğilim ve yaklaşımlar yaratıcı imgeleme yoluyla yok edilebilirler. İşte ancak o zaman, mutluluğu, doyumu ve sevgiyi bulup gerçekten yaşayabiliriz.
(...)
Kaynak:
Shakti Gawain, "Yaratıcı İmgeleme", Akaşa Yayınları, İstanbul,Eylül 1993, s:18




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder